Perşembe, Şubat 12, 2009

so what!


* nedir efendim bu madafaka?
madafaka ağız dolusu küfretmektir! ana ile anne arasındaki ince çizgidir madafaka.
türk toplumunda "ana", anneye olan sevginin yoğunluğunca söylenir, şarkılar "anam" diyerek yazılır, canı yanar "yandım anam" der insan. "anneni markette gördüm" dersin sorun olmaz ama "ananı markette gördüm" dersin gayet ciddi sorunlar doğabilir. küfür edilirken de "ana" kullanılır canı daha fazla yakmak, insanı biraz daha fazla kışkırtabilmek için. en hararetli bir kavganın ortasında "anne"li bir küfür et adamlar "popo"suyla güler, kavga falan da etmez seninle. işte madafaka "motherfucker" inceliğinden sıyrılabilme çabasıdır.

* yağmur altında tek başıma, çılgınlar gibi alışveriş yaptım dün! keyifliydi.

* yok yok iflah olmaz bu facebook! kendi kafasına göre türkçeye geçtiği yetmiyormuş gibi(evet ben facebook'un ingilizce olabilme ihtimalini sevdim!), en son bir bildirim geldi; x arkadaşım bana ait sevgililer günü mesajını okumuş, okumak için tıklayacakmışım. şaşırdım ve merak ettim, tıkladım. mesajı okumak için aşamalar kaydetmeliymişim. ilk aşama; 15 tane bugüne kadar hiç sevgilisi olmayan arkadaşımı seçiyorum(tıkladığım her arkadaşımdan birer birer özür dilerim "skip" seçeneği yoktu), ikinci aşama sevgilisi olanları seçiyorum. ve mesaj karşıma çıkıyor(aynen kopyalıyorum):

Sizi tebrik ederiz bütün aşamaları tamamladınız özel mesajınızı alt taraftan okuyabilirsiniz.
(arada 3cm boşluk)
Evet aşamaları tamamladınız. Burada bu kadar uğraşacağınızaq gidin sevgilinizle ilgilenin en özel mesajınız bu:)

şaka olmalı diye düşündüm ama hepsi gerçek. insanların işi gücü yok, ben de dahil!

* sevgililer günü demişken ben kutlayan biri olsam kesinlikle hediye tercihim bu olurdu.

* yazmadığım günlerde de bol bol eş dost gördüm. görmeyi planlamadıklarım bile çıktı karşıma, kimisi şaşırttı kimisi sevindirdi. ben yapamadım ama ytrum gayet güzel yapmış. tarifi görmek için -facebook'a inat- tıklayınız.

* hacettepe ve honda'nın amblemleri birbirine benziyor diyerekten buraya ikisinin amblemini koymaya hazırlanıyordum ki hiç de benzemediğini, sadece ikisinin ambleminin "h" olmasının benim bu fikre kapılmama sebep olduğunu fark ettim.

* iki kardan adamın sokakta bir başka kardan adam yaptığını görsem yadırgamam; onlar da yuva kurmak isteyebilir. haksız mıyım? susma bir şey söyle!

* uğramasın artık şu kabuslar gecelerime!!!

* çoğu zaman sıkıntımı atma yöntemi olarak eski şarkılara yüksek sesle eşlik etmeyi tercih ederim. şu dönem sıkıntımı atmama yardımcı olan isimlerin başını ise nil karaibrahimgil ve pink çekiyor. son dönem şarkılarından tercihim ise katy perry - hot n cold ile laurent wolf - no stress. kişilere takılı kalmamak lazım bazen. sen de yap güzel oluyor.

* her arabanın bir anteni var resmen! bunu fark ettiğimde otobüs camına yapışarak trafikteki arabalara olan bakışım görülmeye değerdi diyorum ben. günde yüzlerce araba görüyor olmama rağmen henüz fark etmiş olmam arabalara olan ilgimin(!) ispatıdır.

* blog yazan birçok arkadaşım değişikliğe gidiyor, hepsi de gayet hoş oluyor ellerine sağlık özendiriyorlar kendilerine fakat ben çok üşeniyorum. beni idare edin bir süre.

* THY'nin feel like a star temalı reklamında adam aynadan kendini görüyor ve yoluna devam ediyor ama aynanın karşısından ayrıldıktan sonra bile biz yansımasını görmeye devam ediyoruz. ayrıca ingilizce bilmeyenler için hiçbir açıklama yapılmıyor olması neden tepki çekmiş değil şaştım kaldım.

* insanların birbirinin hayatına istediği zaman girip istediği zaman çıkma hakları elinden alınmalı diyorum da başka da bir şey demiyorum.

* bir iç çamaşırı mağazasının kapısı neden kepenk şeklinde olur ve bu sebeple sadece akşamları kapanır ki? tamam kapı da olmasın ama dışardaki hanzo neden içeri ayıplar şekilde bakar ve "cık cık cık!" der? kendisi -kendi tabiriyle- donsuz mu geziyor sorarım ben bunu! iç çamaşırı tabu olmaktan çıksın artık!

* bloguma adsız yorumlar yapan sevgili arkadaşım(bak sapık dememek için maksimum çaba sarf ediyorum) şu sitenin ne işe yaradığını bir öğren bakalım. sana ödev!

* solaryuma girmek büyük cesaret ister bence. çok fazlaca korkunç, böyle ilginç bir şey bence. giriyorsun tabut gibi bir şeyin içine, kapak bir daha açılmasa, makine bozulsa, ne bileyim sesini kimse duymasa... offf!

* pazar günü bitiyor bu 3 haftalık keyif dönemi ve yurt üzerinde yaşayacağım bir yatak beni bekliyor olacak. kanepe yok, koltuk yok, tv karşısında uyuyup kalmak yok...

Pazar, Şubat 01, 2009

törn dı peyc

* annemin blogumu takip edip etmediğini anlamadım hala.

- ne yazıyorsun ki sen bloga şimdi?
+ komiklik şakalar gündelik şeyler falan :p
- insanlar senin yaşında kitap yazar sen hala komiklik şaka derdindesin.
+ ...

annelerin gizli bir örgütü olduğunu düşünüyorum, belirli dönemlerde gizlice toplanıp kararlar alıyorlar. kızım/oğlum şu ve benzeri cümle kurduğunda ne cevap vermeliyim? böyle yaptığında nasıl bir tepki vermeliyim? temalı toplantılar bunlar. 3 gün normal tepki verseler 4. gün içindeki anne dışa vuruyor, engel olamıyorlar.

ve siz babalar! farklıyız sanmayın!

* yeni bir site tavsiyesi, ben öğrendim ekranım şenlendi siz de eksik kalmayın: www.musicovery.com

* ben bunu denemek istiyorum:


* demiştim ya ben uyurken attığım mesajı, cevapladığım telefonu hatırlamam hatta durduk yere ararım bile diye bir post'umda.(postumda diyince de böyle iyicene.. dur parantezi kapatayım da geri dönüp virgül koyayım bari) neyse işte, geçenlerde kuzenim mesaj attı "geçen gece metalika törn dı peyc dinle acıyı alır diye mesaj gönderdin hatırlıyor musun?". atıyorsun bari mantıklı bir mesaj at değil mi? turn the page ve acıyı almak? kur hadi bağlantıyı, ben kendime kafa yormuyorum daha fazla.

* çarşamba günü istanbul gördüm, boğaz gördüm, köprü gördüm ben. gitmeden yine görmeye kararlıyım.

* Tv başında pinekliyordum geçen gün, bir an Almora çaldığını duydum, bir önceki kanala döndüm: TRT 41. yıl programı reklamı. gecede yer alan şarkıcılar: Emel Sayın, Candan Erçetin, Nükhet Duru, Trt Türk Sanat korosu vs. hadi kur bağlantıyı ben bunun üzerine de düşünmeyeceğim.

* rüyamda gördüğüm şey aynı buna benziyordu. tek farkı benim peşimdekinin elindekiler çift uçluydu ve pantolon giymiş kanlı canlı karşımda duruyordu. o an korkmadım, çünkü kıpırdamadığım için gözleri beni algılayamıyordu bile ama uyandığımda kalbimin yerinde sökülmesine ellerim engel olabildi.

* prospektüse uymadım alerji oldum ben. ha bir de kolesterol çıktı falan.

* bu aralar ibrahim tatlıses'in sarhoş adlı şarkısına feci takmış durumdayım. karışmayın yakarım kendimi!

* captain caveman... nerelerdesin sen?

* blog yazacağına dair söz veren hainler! peki ya siz nerdesiniz?

* istanbul metro açılışında Davos'taki tavrı üzerine konuşmasını "siz gerekli cevabı 22 temmuz'da verdiniz 29 mart'ta da yapmanız gerekeni biliyorsunuz" temalı mesajıyla sonlandırmasaydı inanırdım belki. her şey insanlık için(!)

* facebook'taki dedikodu uygulamasına sinir oluyorum ve o soruları yanıtlayan arkadaşlarıma tabi ki. sorulara bak: x sizce gamze eşcinsel midir sorusunu yanıtladı. cevabı görmek için tıklayınız. y sizce gamze hiç yalan söylemiş midir sorusunu yanıtladı. cevabı görmek için tıklayınız. z sizce gamze birden fazla kişiyle birlikte olmuş mudur sorusunu yanıtladı. cevabı görmek için tıklayınız.
nasıl bir dedikodu kazanıysa anlamadım gitti! yok cimri miymişim yok eşcinsel miymişim. yapacaksan da dedikodumu mantıklı konular hakkında yap. ne canım bu? çok güzel hareketler bunlar tabiriyle: sex and the city gibi iyice...

* küçük tesadüfler büyük mutluluklara gebedir, insan gözlerine inanamaz bazen. kelebekler, melekler... :)

* sezen aksu'nun erkek güzeli adlı şarkısını senelerdir "pamuk" olarak biliyormuşum yetmemiş gibi bir de söylüyormuşum ya aferin bana!

* blogunu günlük olarak kullananlar var ya ben de dünlük olarak kullandığımı söylemeye karar verdim. nasıl olsa günü gününe yazamıyorum, belli bir teması da olsun istemiyorum. güzel olur bence güzeeeel!

* pek sevgili ozzy'ciğim katılıyor aramıza, hazır olun!

* peki sence bir bonibona en çok hangi renk yakışıyor? bana oda karanlıkken monitor ışığının aydınlattığı pembe bonibon gibi geldi.

edit: kırmızının yanında halt etmiş pembe! neden kırmızıyı daha önce fark edemedim neden??

* bonibonla pek bir haşır neşirim şu sıra. fark ettin değil mi? haşır neşir edene bin öpücük olsun buradan.
"beni bonibon yağmurlarında yıkasınlaaaar yıkasınlaaar.
başucumda biten jelibon paketleri varsın hışırdasınlar."

Pazartesi, Ocak 26, 2009

neydim ne oldum?

en son yazdığım posta yazmıştım "güzel rüyalara dalacağım" diye. kış uykusuna mı daldın geyiği yapan "kömik" insan, bu tespitinden ötürü alnından öpmek isterdim ama yanılıyorsun. bak bakalım neler yapmışım...

* rüyalara daldığım oldu elbet ama güzelliği tartışılır kimisinin.

* vaktimi okula ayırır oldum, daha doğrusu o beni vaktimi ona harcamaya zorladı. gittikçe ömrümden çalınıyor, iyice fark eder oldum. işte bu da ingiliz dili ve edebiyatı ve amerikan kültürü ve edebiyatı öğrencilerinin ortak dramıdır sayın okuyucularım, hepsi gerçek!

* 17 aralık doğum günümdü mesela, 3 gün gecikmeli bir kutlamayla en sevdiklerimle geçirdim(birkaç fire verdik ama canımız sağolsun). mekan olarak epey didinsem de kürkçü dükkanımız olan Qube'ü seçtim. bir ara garsonların isyanına uğradım:
"daha gelecek olan var mı?"
"sanırım."
"amma çok sevenin varmış höh yani!"
"ben de bilmiyordum. gelmezler sanıyordum."
kendimi bir ara düğün sahibi gibi hissedip "napıyorum lan ben?" diye düşünsem de geçirdiğim en keyifli doğum günü olarak ilk 3'te yer alacağından şüphem yok. anne ben heppi börtlek oldum!

* birçok kitaba ve siteye göre yükselenim ikizlerdi benim ama artık boğa olduğunu söylüyorlar. neye inanacağımı şaşırır oldum.

* 20li yaşlardan nasibimi almaya başladım, başım göğe ermedi, düşündüğüm gibi hüsrana da uğramadım. en son 19'dum, şimdi 20 oldum.

* arada bir de yılbaşı kutladım. bu defa birçok fireyle ama yine de en sevdiklerimle. yılbaşlarını sever gibi oldum.

* ankara'ya kar yağdı ben hiç kartopu oynamadım ama her sabah uyandığımda karlar yerinde duruyor mu diye yataktan kalktığım gibi camdan dışarı baktım. karlar eridi ve her sabah pencerenin dışında onları arar oldum. ankara'ya öyle yakıştı ki kar...

* almanca hocamızı hiç anlayamamıştım, yine anlamadım. yazokulu yolları asfalttan, ben kopamıyorum ankara'dan. (special thanks to mutlu hoca!) aynı anda hem söz yazar hem de şarkı söyler oldum.

* ekonomik kriz babamla birlikte beni de vurdu, ego alırken tam bileti kesecekler diye ödüm koptu. paso sormasınlar diye dua eder oldum.

* soğuklardan korkup dışarı çıkmaz oldum.

* 2 defa kan tahlili yaptırdım kollarım mosmor dolaştım durdum.

* ytrum'un annesiyle tanıştım, pek bir sevindirik oldum.

* yemeden içmeden kesildim, canım istese de bir şey yiyemez oldum.

* finallere çalışacağım diye kendimi yurda kapattım, sabaha kadar notlar elimde baktım durdum. yumurtanın kapıya dayanması gerektiğini bir kez daha anladım. recep ivedik'in tavuğundan daha tavuk oldum.

* sınava girmek için okula gittim; biber gazından, taştan, sopadan, joptan kaçar oldum.

* kız yurdunun faydalarını(!) en alakasız şarkıya bile eşlik ettiğimde fark ettim. adını bilmediğim birçok şarkıcıya eşlik eder oldum.(special thanks to powertürk)

* açtım viva'yı açtım gala'yı saatlerce izledim eski klipleri, eski şarkıları gülmekten yıkıldım. yetmedi saç, makyaj, kıyafet inceledim, günümüz modasından şikayet etmez oldum.( ee special thanks to uydu yayını)

* buket'le aynı anda deprem oluyor diye telaşa kapıldık, yataktan fırladık gecenin bir yarısı uykumuzdan olduk. aynı saatlerde sinem de başka yerde hissetmiş fakat deprem meprem olmamış. depremden yeniden korkar oldum.

* yürüyemediği halde ısrarla topuklu ayakkabı giyen kızları anlayamadım, ben de mi onlardanım diye kendi kendime sorar oldum.

* saçımı kestirince ya da boyatınca pişman olacağımı bile bile içimden o isteği söküp atamadım hala. kuaför önlerinden geçerken kendimi kaybeder oldum.

* edgar allen poe okudukça bolca gotik figürlü rüyalar görür oldum, bir süre ara verdim ama dayanamadım yine okudum hep okudum.

* saçlarını iki yana ayırıp toplayan pamuk saçlı ayrancı teyzesini ve tatlılığını aklımdan çıkaramaz oldum.

* çok istememe rağmen sinemaya gidemedim. izlemek istediğim film hakkında konuşacakları zaman insanları susturur oldum.

* hayvanlarla aramın iyi olmamasına rağmen sinem'in kedisi ipek'i kucağımdan indirmez, elmyra'dan beter oldum.

* yemekteyiz izledim kimi zaman, ülkece bir anda nasıl da gurme oluşumuza şaşırmadım hiç. bir kelime bir işlem'i özler oldum.

* selülit korkusu sardı dört bir yanımı her fırsatta bacak egzersizi yapar oldum.

* finaller biter bitmez kendime ve çevreme vakit ayırmaya söz verdim, izmit'e geldim evden çıkmaz oldum.

* ama ankara gözüme daha bir güzel görünüyor, şimdiden özler oldum.

* bu da benden bol resimli bir post oldu, yazarım dediysem yazarım!

Cumartesi, Aralık 13, 2008

uykulu post


* kurban postunu ima etmiyorum, hayır komik değilsin!

* fazla mı oldu yine bu ara? izmit'e geleli tamı tamına bir hafta oldu ve bugün ilk defa tüm günümü evde geçirdim, yarın da yol hazırlığı, gerisini sen düşün. geldiğim günün akşamında istanbul'a gitmemden anlamalıydım... yatağıma yastığıma hasret kaldım!

* arkadaşlarım dışında herkesi gördüm sayılır, gayet memnunum. pişman değilim! artık, sömestr'da bol bol vaktimi çalabilirsiniz pek sevgili arkadaşlarım. hadi yine iyisiniz siz işinizi bilirsiniz, dedim engel olamadım kendime. sahi kim söylüyordu bu şarkıyı?

* kestik, biçtik, kavurduk(çoğul konuşsam da inanma), el öptük, kolonya döktük şimdi okul zamanı. bu sahnelerden sonra yok Poe, yok Platon, yok Freud; gel de travma yaşama!

* Göt Kuşağı dedim fazla uzatmadı kavuştu bizlerle, buket diye bahsettim daha önce de. okurum güzelleşirim listemde bulabilirsiniz kendisini. şahsına münhasır münhasır sevsinler seni :)

* telefon sapığı var ne bileyim bin türlü sapık var şu dünyada, duymuşsundur ama sen hiç blog sapığı diye bir şey duydun mu hayatında? işte bende bir adet ondan var. buralarda görürsen aldırma, hö!! de geç.

* efendim, çocuklar topluluk içinde büyük bir tehlikeye dönüşüp sizi renkten renge sokabilir. zaten bunalmışsınızdır yeterince ama "büyüklerle" oturmalısınızdır da; büyük bir çoğunluğunu ilgilendirmeyen kariyer planlarınızdan bahsetmek zorunda bırakırlar, evlilik ve oğluna/bir yakınının oğluna alma imalarına gülümsemek zorundasınızdır. o sırada gayet alakasız olarak küçük kız çocuğu fırlayıverir: "gamze ablanın dudakları ne kadar güzel dii mi?". saçıma, gözüme ve hatta boyuma özenen küçük kız çocuğu gördüm de dudak ne lan?! bacak kadar boyunla sana mı düştü dudağımı incelemek? yerin dibine geçtim, renkten renge girdim, ne diyeceğimi bilemedim yeminle! dudak neymiş?!

* masa başı sohbetlerimiz sülalece eğlenceli, atraksiyonludur demiş olmalıyım daha önce. büyük amcamlara gittiğimiz kahvaltı sofrasında, babamın aklına gelen hınzır bir planı uygulamaya geçirme görevi her zamanki gibi bana verildi: "kardeşimin küçük amcamda olmayan numarasından buluşma teklifinde bulunan bir mesaj atmak." amcamdan çok yengemin tepkisi ilgilendiriyordu beni ama öngöremediğimiz şeyler vardı yine de. hayranlığımı dile getiren mesajımdan sonra olası cevaplar üzerinde geyikler dönmeye başlamıştı bile. derken kardeşimin tuvalete gitmesiyle telefonun tuvalet deliğine düşmesi olayın akışını değiştirdi. yengem, amcamdan boşanma kararı vermiş ve kuzenimi alarak buluşma yeri olarak belirlediğim yerde beklemeye koyulmuştu bile.

* pc başındayken dışarda görünüp iletisine "YOOOKUMMMM! Yazmayın!" yazanlara inat: varım ya da varımdan da yakın!

* ------------- spoiler -------------
ipek'le burak barıştı!!
------------- spoiler -------------

* kızların, yakışıklı(msı) bir oyuncu transfer olduğunda takım aşkının nüksetmesi: bit tüken ne yapıyorsan yap ama gözümün önünden kaybol! ve hatta hiç çıkma karşıma!

* hani ankara'ya öyle yakışırdı ki kar? ankara'ya da kar yağsın artık!

* blog dünyasının bana kattığı iki isim: Ziggy the King ve Magnum Opus. isimlerini bile bilmezken blogtan okuduğum kadarıyla "bizim bi arkadaş" diye bahsederken buluyorum kimi zaman kendimi.

* göze kirpik kaçmış gibi canının yanması ama aslında kaçmamış olması... offf!

* iddia ediyorum: düdüklü tencere kadar korkutan bir mutfak eşyası daha yok şu dünyada!


* ilkokulda sınıf başkanı seçme olgusunu düşünüyorum da, böyle bir ilginç geliyor ama tarif edemiyorum şimdi. anlatınca komik olmayacak gibi geliyor, o anı yaşamış olman lazım sanki.

* kiğılı: sen nasıl bir markasın ya? ömrümü yedin bitirdin! sevdiğim insanlar için en büyük dualarıma malzemesin haberin var mı? allah ne mağazana yolunu düşürsün ne de ismini söylemek zorunda bıraksın. insan bir markadan bu kadar mı çekinir ya? hem sen o isimle nasıl marka olabildin anlamadım gitti!

* aklıma gelmişken bak ne demiş Christopher Morley: "'life is a foreign language,all men mispronounce it."

* ben güzel rüyalara dalacağım şimdi. yazarım yine.

Pazar, Kasım 30, 2008

bana yalan söylediler!

* evet, ben de izledim başlıktan da anlayacağın gibi. Hakkında duyduğum tek şey; ayrılık üzerine olduğu ve ağlattığıydı. E, önlem olarak, selpak da çantamda bekliyordu haliyle. İkinci yarının sonlarına kadar “hani ağlayacaktık” diye söyleniyor, şarkılara keyifle eşlik ediyordum. Tarsus’u ilk defa böyle görmenin burukluğunu yaşıyordum ki son 5 dakika içinde çantama nasıl sarıldığımı ne sen sor ne ben söyleyeyim. Filmin tamamında geçmişim, yakın geçmişim ve şu anımı bulduğumdan gözyaşlarıma hakim olamadım daha fazla. Peki ya geleceğim de bu filmde mi saklı yine?

* kızgın mısın bana seni ihmal ettiğim için? Asıl ben sana dargınım, sen uyu hala! Soruyor musun bu kız neden bu kadar yok diye? Ya da artık hayatıma ne kadar dahil olduğunu düşünüyor musun hiç? Ben sana söyleyeyim; geçen gece, babamın acile kaldırıldığını bilmeyecek kadar yakınsın bana…

* kış da gelemedi bir türlü zaten, yalancı güneş ve Ankara ayazı canımı sıkıyor..

* Buket’le yürüyorduk geçen akşam. Kontenjanın dolması sebebiyle alamadığım Sanat ve Edebiyat Sosyolojisi dersinden çıkmış, Antropoloji bölümünden bir çocuğun Sartre sunumu yapmaya cesaret ettiğinden bahsediyordu. Derken yanımızdan Okan’ın geçtiğini gördüm, “işte o çocuk!” dedi Buket, “kim? Okan mı? Yapar o!” dedim. “adı Bxxxx onun ya” dedi, “olsun yine de yapar” dedim.

* okul-ders dedim de okula mı şantiyeye mi gidiyoruz belli değil. Telefonda konuşuyorum, derse giriyorum; arkada güm bam, hüop, çeeek!, kaynak sesi vs. Tüm yaz boş duran bu okul değil miydi? Ben mi yanlış hatırlıyorum? En kötüsü de kaloriferleri yakmıyorlar, dişimin takırtısından hocayı duyamıyorum.

* yemek yerken yere düşen yemek, ekmek parçası, çatal, bıçak vs. hayattan soğutuyor beni, burnumdan geliyor o yemek, bütün moralim bozuluyor, hevesim kaçıyor, kahroluyorum.

* şarkı söylerken birinin “bu şarkıyı kim söylüyordu?” diye sorması, cevap verildiğinde ise “bırak da o söylesin o zaman!” demesi bit, tüken artık! Yoksa katil olacağım!

* ekmek fırınının önünden geçerken aldığın o koku, evet işte o! Parfümünü yapsalar ya onun, sıkıp sıkıp koklasak mütemadiyen…

* son dönem karşılaştığım ilginç tabelalardan aklımda kalanları:

“ he canım tekel&kuruyemiş” (telefonla sipariş verdiğini ve adamın telefonu böyle açtığını düşün)
“ süper manyak bıçaklar!” (derinlerde yatan sadisti teşvik amaçlı)
“ milli yemeğimiz kuru fasulye - pilav her zaman bulunur!" (kebap gibi hatırlıyorum ya neyse yine de bir gariplik var gibi)

* metro altına konulan Deniz Feneri standındaki bağış kutusunun boş olmadığını gördüm; Tayland’da, havaalanını ele geçirerek çıkarılan isyan geldi aklıma. Ah dedim… ah dedim…

* aklını dağıtmak ve beynini dağıtmak arasındaki ince çizgi…

* bir şeyler düşünürken karşımdaki kişi aklımdan geçenleri biliyormuş gibi “bu arada” diyerek söze başlamam şaşırtmasın seni.

* “boğazında düğümlenen hıçkırık olayım, unutma beni, unutama beni...”
“kıskanırım seni kim bulursa cana yakın, annen bile okşasa benim bağrım taş olur!”
"saçın tenine değse tenini kıskanırım, birine söz söylesen dilini kıskanırım..."

Şarkılardaki psikopatlığa davet ediyorum seni! İşte bizler de bu şarkıları ve nicelerini taa derinden hissederek söyleyenlerdeniz. Sıkıyorsa inkâr et hadi! Bilinçaltı çok acayip şey, hep söylerim. Gün olur devran döner yine söylerim, hep söylerim…

* sene 2000 kaç hatırlamıyorum, lisedeyiz, ders tarih. Hoca, türkü söylemeyi ve dinlemeyi çok seviyor; aramızdan seçtiği birilerine söyletiyor, durduramıyoruz. Ebru gönüllü oldu bu defa ama bir şartla: çok sevdiği bir şeyi söyleyecekti ve bu bir türkü değildi. Hoca yine de ikna olmuştu ve ebru gayet duygulu ve bir o kadar berbat sesiyle başladı, dersin kaynaması uğruna her şeye razıydık. “… ısınıp uyumayı unut, sarılıp ağlamayı da. Günaydın gittim ben!”. hoca aniden parlayıverdi, “höyt bu ne ahlaksız şarkı! Benimle dalga mı geçiyorsunuz?”. Ebru ağlamaklı “olur mu hocam, nerden çıkardınız?”. Yalın’ın tüm art niyetini gözler önüne seren cevap hocamızdan geldi: “ geceyi birlikte geçirmişler ki günaydın gittim ben diyor adam!” o gün bugündür nerde yalın’ın adı geçse şehvetini o bebek yüzünün neresine sakladığını düşünür, ahlaksız der ve tarih hocamı anarım.

* peki şimdi sorarım sana “iyi akşamlar gittim ben!” desem tüm günü birlikte geçirmiş sayılır mıyız? Sen bu soruya cevap verene kadar hoşça kal, ben bir sonraki postumu muhtemelen İzmit’ten yollayacağım sana. Ayrıca “Göt Kuşağı” geliyor, çok yakında blog dünyasında! alakasız da olsa, sen beni şimdilik bu kareyle hatırla, ben beğendim...

Pazar, Kasım 09, 2008

"sürpriz"miş



* dönemin anlam ve önemini bilen yegane insan için sadece, teşekkürler =)

bir elimde gökyüzü var halaaaa!

* nbr? asl pls?

* kış geliyor, şimdiden botlarla haşır neşirim. uff ne biçim de ağırlar yaa! günün yorgunluğunu ayrı, botların yorgunluğunu ayrı atıyorum. o da yetmiyor masa altından mutlaka birinin ayağını eziyorum, sığamıyorum olmuyor! bu dünya ikimize dar...daha bunun atkısı, eldiveni, beresi var. kendimi robocop gibi hissediyorum!

* bak şimdi de sıçrayan çamurlu sular yüzünden kirlenen bacak arkası geldi aklıma! e ama teker teker gelmezseniz sinirlenirim!

* bin bir asansöre, tanımadığın biriyle başbaşa kal, azıcık da paranoyaksan zehrolur sana dünya 3. kata çıkana kadar.

* peki ya içmediğin halde üzerine sinen o sigara kokusu?

* ytrum'da gördüm, ben de soyadım hakkındaki eleştirileri beyan edeyim(!) dedim. facebook'ta bile yazınca 9 sayfa civarında "ben" çıkıyor insanların karşısına. "sayın erdoğan" diye soyadla hitap edilir ya mesela, biri bana öyle hitap etmesin isterim. ama en çok da evlendiği halde soyadından vazgeçmeyen kadınlara hayranlık duyarım. öyle deme! eğer ki soyadın erkek ismi olarak kullanılıyorsa ve baban sabancı değilse bile böyle bir fikir cazip geliyor insana.
misal; soyadım "yılmaz" ya, evlendim ve bu fikri uygulamaya geçirmek istiyorum. oldum mu sana: Gamze Yılmaz Bilmemkimoğlu. bir de kısaltma yapıldığını düşünün G. Yılmaz Bilmemkimoğlu. hobaaaa! (var benim böyle paranoyalarım!)

* nazara inanıyorum. elem tere fiş kem gözlere şiş! (sırf bunu söylemek için yazdığımı mı sanıyorsun bu maddeyi? yanılıyorsun!)

* naftalin kokulu teyzeler vardır bilir misin? nasıl da özdeşleşmişler o kokuyla anlamıyorum! kesinlikle bu dünyaya ait değiller...

* sıhhatler olsun demek cidden zor. sen doğru söylesen de karşındaki saatler olsun olarak anlıyor. pff zaten sıhhıye demeyi de sevmem.. bir de büyük bi' yük var ki hiç sorma...

* bonibonlarla intihar etmeye kalkışmadın mı? nasıl bir çocuktun sen ya!!

* sokak çalgıcılarını dinlerken yüzümde anlamsız bir gülümseme oluşuyor. o anı seviyorum.

* ders 19. yy. Amerikan Düzyazı ve Şiiri, walt whitman'dan bir şiir, kürsüde Trevor Hope, ders başlayalı bir buçuk saat olmuş aralıksız anlatıyor yine. yanımda yunan, arkamda koreli ve bir de -yanlış hatırlamıyorsam- kosavalı bir arkadaşım var. benimse aklım marstaydı sanırım o sıra, dalmış gitmişim. "calamus the latin word" diyor Trevor, "it resembles the word which has the same meaning in Turkish". "kalamar!" diyorum umarsızca. millet gülme krizine giriyor. "it is not as delicious as kalamar" diyor o bozuk aksağınıyla, "it is kalem!". ve ders bitiyor.

* acı bibere dokunduktan sonra ellerin kontrolü neden kaybolur? neden!?

* Tömbeki'de yeni türkü, ezgi'nin günlüğü, leman sam ve sezen aksu dinlemenin keyfi bambaşka!

* bana "hanımefendi" diye hitap eden 1586. kişiye "gerçekten hanımefendi gibi miyim?" diye soracağım. şanslı talihlimiz kim olacak bakalım?

* "nirvana! nirvana!" diye seslendi arkadaşım, arkadaşının arkasından. kızın adı bildiğin "nirvana"ymış!

* atom; maddenin en küçük yapı taşına denirdi ya sonra atom bilmemkaç parçaya bölündü. e şimdi maddenin en küçük yapı taşının adı ne peki? hayır, çoluğun çocuğun maskarası olacağız ondan korkuyorum yoksa bilime adayacak değilim kendimi.

* kırmızı ışık beni ne kadar beklettiyse yeşil ışıkta geçerken o kadar oyalanıyorum, tadını çıkarıyorum. bir yaya olarak kendi çapımda protesto ediyorum. ama neyi?

* feridun düzağaç'ı pek sevdiğimi söyleyemem ama şarkılarının %92'sini beğenerek dinlerim. e bir süre sonra dikkatimi çekti haliyle. bu adamın en acilinden psikolojik desteğe ihtiyacı var. terkedilmek, yalnızlık, unutulmak adamda fobi seviyesine ulaşmış. her şarkının teması da aynı mı olurmuş canım?

* almancayı gramer olarak sular seller gibi bilsem de konuşmak istemiyorum, konuşmam da. çünkü bu dil sade ve sadece hans tipli amcalara yakışıyor. benim gibi miyavlayanlara değil!

* bir de kime hayretle ve hayranlıkla bakarım biliyor musun? en olmadık anlarda cebinden, cüzdanının köşesinden, çantasının derinliklerinden ve hatta kitap arasından para çıkan insana! hele bankadaki parasını çekmeyi unutan insan beni benden alır.. ya da ağzını burnunu kırarım, çok kıskanırsam. ölsem de çıkmaz 5 kuruş bile bir yerden, neyim var neyim yok hepsi cüzdanımda ya da hesaplarımda. o da çalınırsa ayvayı yediğimin resmidir zaten.

* kapanışı da bir tavsiyeyle bitireyim ama şiddetle bir tavsiye. yıllar önce istediğim filme bilet bulamayınca sırf sinemaya gitmiş olmak için izlediğim ama en derinlerden etkileyen bir film: Gönül Yarası.

Çarşamba, Ekim 22, 2008

ben sana küsüm aslında...

* buket uyuyordu, bir şeyler çizittireyim dedim.

* ytrumnoa ile uzun zaman sonra görüştük geçen gün. Buket ve Cansu da vardı yanımızda. Bir tömbeki keyfi sırasında Greenpeace üyesi olarak bulduk kendimizi. “o paralarla ne yemekler yiyorlar!” diyeceksen sen de, kendini yorma. Vicdanım rahat!

* 10 Kasım itibariye vizeler başlıyor. Müjdemi isterim!

* Berkcan, Berkay adında arkadaşım vardı ama "sadece" berk olmamıştı hiç. O da oldu çok şükür. Artık geceleri daha rahat uyuyabilirim.

* lisedeyken bir sabah sınıfın penceresinden baktım, bahçeye koca harflerle “gamze seni seviyorum” yazılmış. Gören gelip söylüyor, müdürümüz de dahil tüm hocalar bunun derdine düşmüş, nasıl sileriz kim yaptı vs. ama yazan kişi bir türlü ortaya çıkmıyor. Bense hissettirdiği suçluluk duygusu yüzünden ilan-ı aşk yapan kişiye gördüğüm yerde nasıl teşekkür edeceğimi düşünüyorum. Derken bu çılgın aşığın yanlış derslik önünü seçtiği ortaya çıktı. O ben değilmişim!

* sofrayı sömürmek ve boş tabaklara bakakalmak = mut-suz-luk!

* mini şortlarım altına dize kadar çorap giyip tsubasa gibi hissederekten balerin taklidi yapmak gibi elit zevklerim var benim! Ve yeni oda arkadaşım bir balerin! ilk defa bu hareketi yaparken birisinden çekinir oldum. Oysa yepyeni figürler katabilirdim… Yazık oldu.

* max payne’e gittim. Cidden berbat bir film!

* son dönem de ilginç rastlantılarla geçiyor günlerim. Unutturma da bir gün anlatayım.

* ilk keman dersim büyük bir hayal kırıklığıyla son buldu. Anca boynumdaki ve sol kolumdaki sancıları ve hatta boyun fıtığını göze alabilirsem çalabilirim kemanı. Harika değil mi?

* evime gelen misafirin telefonu çalsa, arayan kişi nerdesin diye sorsa, o da “gamze’deyim deva bulmam” dese yaka paça kovarım evden, ömür boyu da affetmem.

* Bekler misin benden böyle bir şey? Yok daha neler?

* mermer merdiven desene kendi kendine.

* Hititoloji hocamın kızlara özel bir ilgisi olduğunu ve bu beğenisini evine şarap içmeye davet ederek gösterdiğini öğrendim ve sonrasında girdiğim ilk derste konu şaraba geldi bir şekilde. İlk defa, birisi şarap sevip sevmediğimi sorduğunda bu kadar gerildim! Bir de sürekli “başın dertte!” diyip adımı ağzından düşürmüyor. Sence de başım dertte mi sanki?

* “ben sana küsüm aslında haberin yok!” diyerek dolanıyorum ortalıkta günlerdir ama gerisi gelmiyor. Meğerse bir sezen aksu şarkısının nakaratıymış.

* insanlar, zayıf insanlarda da selülit olabileceği gerçeğini kabul etmeli artık!

* tercihler hakkındaki sığ yorumlara tahammülüm yok, olamıyor artık! Sormadan, anlamadan, dinlemeden boş boğazlık edenlerin boğazına sarılabilirim bir süre sonra, aman dikkat! Okuduğum bölüm hakkındaki zırvalıklara(ve hatta cahilce yorumlara) verdiğim cevaplar sabitlendi nerdeyse de dinlediğim müziği hayat felsefesi ve sabit bir zevk edinmemi bekleyenler dünyanın en gereksiz insanıdır gözümde. Azcık koyu makyaj yap, siyah giyin “götik” diye onlar gibi(!) giyin, takıl “hani sen götiktin ne bu hal?” diye dalga geçerler. İşte ben bu insanın suratının ortasına bir yumruk indiririm! Kimse anlayışlı olmamı beklemesin çünkü onlar da anlamıyor benim korkularımı, kabuslarımı, halüsinasyonlarımı…

* “aşk öldü nasıl bilirdiniz” diyor mavi sakal buralarda bir yerlerde. Sahi nasıl bilirdiniz?

Pazar, Ekim 12, 2008

ahh saçlarım... alev alev yakaaar!

* makul bir giriş yapamadım, aklıma ilk gelen şeyle başlıyorum. bir, iki, üç!

* kediler de peynir yer mi acaba günlerdir bunu sorguluyorum ama bir kediye peynir yedirme girişiminde bulunmadım henüz.

* uyurken yatağın kenarına yattığımda saçlarımın yere değme ihtimaline karşı paniklerdim. geçmiş o günler, alışmışım...

* kendin için alışverişe çıktığında bir şey beğenemezsin ama en alakasız zamanda çok güzel fırsatlar çıkar karşına, değil mi? değerlendir o fırsatları, mutlu et kendini.

* şahsenem vardı, aklıma geliyor bazen, gelme diyemiyorum; ayıp olur gibi geliyor, gelme diyemiyorum; tuhaf geliyor, gel len gel tamam diyorum.

* buket; sohbetine doyum olmuyor, her eve lazım denilen cinsten. paylaşmaktan yorulmuyor, paylaşmaya doyamıyorum. dün gece başbaşaydık, kültürel paylaşım neyim yaptık her zamanki gibi, konu konuyu açtı, gülmekten karnımıza ağrı girdi. çok güldük ağlamasak bari dedim en batıl inancımla. sabaha karşı 5'ti en son, ikimizin elinde de birer mendil... ağlamaktan şişmiş gözlerle uyandım bu sabah.

* direc-t'in Hasret'i özel bir şarkıdır benim için. severim, dinlerim ve her dinleyişimde Frekans'a(CNN Türk'te yayınlanıyordu hala var mı bilmiyorum) çimler üzerinde röportaj verirken bilge'nin üzerine bir köpeğin işeyişini hatırlarım.

* gerilim dolu rüyalar görüyorum son zamanlarda, telefona sarılıp gördüğüm kişiyi arıyorum. korkuyorum, bir şeyler olacak gibi...olmaz değil mi?

* karla karışık yağan yağmurun kararsızlığı içten içe heyecanlandırır beni, yağmura yakalanmak ve karda yürümek sıradan kalır onun yanında.

* fasıl yapmayı özledim!



* ibrahim yüzünden kuaföre gitmekten çekiniyorum emre daha özenli tarıyor saçlarımı ama ibrahim... gözümden yaş geliyor resmen yoluyor saçlarımı. kapıdan girdiğimde göz göze geldiğim ilk kişi o olmasın diye dua ediyorum. sen git emre ilgilensin diyemiyorum, kırılmaması uğruna katlanıyorum bu eziyete. hele saçları yıkaması için ayrı bir eleman almışlar ki kız tırnaklarını kafama gömdü gıkımı çıkaramadım, öyle hevesliydi. okuduğumuzdan anladığımız: kuaförlerle duygusal bağ kurmayacaksın!

* bengü: lolita olarak anılırdı, masumdu sevimliydi. power türk'te yayınlanan bir klibiyle yurt kantinine indikçe karşılaşıyorum. isyan etmeden duramayacağım: ne kaçmış bu kızın içine? büyümek bu mudur??

* fakültemize hüseyin çelik gelmiş. ve tabi ki basın serbest, dolaşıyor orta bahçe'de. bir öğrenci grubu protesto girişiminde bulunmuş. yüzünü görmeye hasret kaldığımız, pek sevgili dekanımız Sekine hanım öğrenciler arasına karışıp uzlaşmaya çalışmış öğrencilerle. basın özgürlüğü sen nelere kadirsin?

* milli egemenlik parkı'ndan geçmeye korkar oldum. çeşit çeşit sapık, tinerci, sarhoş, kibarca telefonunu rica eden hırsız, aşkını saklamaktan çekinmeyen aşıklar(!) mı arıyorsun? gel abi geeel!! dün 2 emo birbirinin bileğini keserek intihara teşebbüs etmiş, ambulansın geldiğini duyan aklı havadalar kaçmış. güvenpark bile gecenin 3'ünde daha güvenlidir, bu söylediğim olaylar ve benzerleri gündüz vakti gerçekleşiyor. ve bu park meclis duvarına bitişik, koruması ise polisler tarafından sağlanıyor...

* yemek masasına oturdum işte,
sindirmek çok zormuş böyle yiyince,
sana afiyet olsun sözüm kalleşce,
masayı sen toplarsın, ben kalktım önce!

* bir gün durakta beklerken biri gelse, aylardır seni takip ediyorum hakkında her şeyi biliyorum dese, sohbet etmeye başlasak etkilensem, gözüme bir perde inse görmesem hiçbir şey, aşık olsam, gel kaçalım çok uzaklara dese, dinlemesem hiçkimseyi kabul etsem, o heyecanla uçak korkumu yensem, atlasak uçağa gitsek bangladeş'e, sonra uçaktan indiğimiz gibi beni bırakıp kaçsa, çok fena g.t(blogumda sansür vaaaaaar!!) olurum...

* hayal kurmaya çalıştım yukardaki çıktı ortaya.

* şimdilik hoşçakalmalısın. öptüm.

Perşembe, Ekim 09, 2008

mastar!! mastar!!

(çağrışım sebebiyle master of puppets eşliğinde dinlenmesi tavsiye edilmek ama bir anlam ifade etmemek)

* duş sonrası aile içi kutlamaya katılmak uğruna saçlarımı kurutmamak,

* ankara yolu boyunca klimaya maruz kalmak,

* hapşırmak, öksürmek, ateşler içinde sayıklamak,

* son zamanlarda daha bir içime kapanmak,

* buket'e kavuşmak, günümü gecemi onunla şenlendirmek, arabesk şarkılarda lirik dans yapmak, durduk yere halay çekmek vs,

* okula gitmek, okuldan gelmek, şaka maka nerdeyse hiç devamsızlık yapmamak, derslerin öğleden sonra olması bana yaramak,

* hasta hasta nargile içmek, manhattan chicken'a bayılmak,

* hititoloji'den seçmeli ders almak zorunda kalmak, ilk dersten hocayla kaynaşmak, şımarmak, mısır'a gelin gitmek,

* kredi kartı limitimi kitap almak için zorlamak, baba buna anlam verememek,

* tam iyileştim derken incecik tişörtle markete gitmek, sonra bahçede saatlerce öylece oturmak, yeniden hasta olmak,

* internetten iyice soğumak,

* telefon rehberimde neden bu kadar gereksiz ve hatırlayamadığım isim olmak? madem aramıyorum e ben onları silmek,

* özlediğim ne çok insan olmak, beni sevdiğini hissettiklerimi daha bir sevmek,

* geleceğe dair yığınla plan yapmak ama birini bile gerçekleştirmek için çaba harcamamak, ne bu boşvermişlik anlayamamak,

* kendimi çok mutsuz ve çirkin hissetmek, aynaya bakmak istememek, fotoğraflarımı yırtmak ve silmek istemek, özetle kendime tahammül edememek,

* bir anda aklıma esip 6. kez korka korka kulağımı deldirmek,

* bazı insanlardan daha bir tiksinmek, bu kadar şeyden sonra bile ikiyüzlülüklere anlam verememek, emo olsam prim yapardım bu zihniyetle diye saçmalamak,

* etrafımda neden bu kadar çok sigara içilmek?

* ilginç ilginç rüyalar görmek , korkmak,

* şimdi hassas bünyeye başlamak, suratımın tam ortasına yumruk atmak istemek,

* işte böyle olmak... sen daha daha nasıl olmak?